Feminist hareket için meydan, yalnızca fiziksel bir toplanma alanı değil; kadınların varoluşunu ilan ettiği, politik özneleşmesini kurduğu bir sahnedir. Her 8 Mart’ta, her yasakta ve her yeni barikatta yükselen “buradayız” sözü, kamusal alanın anlamını yeniden yazar.
Feminist mücadele açısından 8 Mart gecesi sokağa çıkmak, kadın olarak kamusal alanda görünür olmanın bilinçli bir tercihidir. Gecenin karanlığında yan yana gelmek, korkuya, sınırlandırmaya ve “yerini bil” çağrısına karşı açık bir varlık ilanına dönüşür.
Bu nedenle gece, geri alınan bir zaman, sokak ise geri alınan bir mekandır. 8 Mart gecesi, kadınların hem zamanı hem de şehri yeniden sahiplenerek kurduğu kolektif bir özgürlük anıdır.
Feminist hareketin mekanla kurduğu bağ politiktir. Yasaklı bir alanda ısrar etmek, artık sadece ‘meydana çıkmak’ anlamına gelmiyor, sokağı politikleştirmek, şehri kitlemek ve varlığında ısrarcı olmak demek.
Her barikat, yeni bir taktiğe, her engel, yeni bir güzergaha dönüşüyor. Kadınlar, ‘mekanın hafızasını’ yeniden yazıyorlar. Bir sokağın, bir köşenin, bir duvarın anlamı artık yalnızca coğrafi değil, politik. İstiklal’den Cihangir’e, Karaköy’den Kadıköy’e çizilen rotalarla şehir kadınlarca yeniden haritalanıyor.
OHAL’den itibaren sokak, devletin denetim mekanizmalarının hedefi haline gelirken, yürüyüş, yani hareketin kendisi, bir yerden başka bir yere ilerlemek bir tehdit olarak kodlandı. Oysa feminist mücadele için yürümek, sadece ilerlemek değil, birbirine görünmek, birbirine temas etmek, her adımla yeni birini dahil etmek anlamına geliyor.
‘Her yürüyüş peşine birini takar’ ifadesi, bu eylem biçiminin kolektif ruhunu anlatıyor: yürümek, çoğalmanın ve dayanışmanın pratiği: