2015 sonrasında feminist eylemler hem artan polis sayısıyla, hem de giderek kurumsallaşan yeni bir güvenlik mimarisiyle karşı karşıya kaldı. Valiliklerin ve emniyetin planlı müdahale biçimleri değiştikçe, feminist hareketin taktikleri de değişti. Eylem alanlarını belirleyen artık sadece kitlelerin iradesi değil, bariyerlerin tipi, yerleşimi ve zamanlaması oldu. Polis teşkilatı, büyük eylemleri kontrol altına almak için yıllar içinde kendi araçlarını sistematik biçimde yeniledi. 2010’ların ortasında tek sıralı, elle taşınan bariyerlerin yerini bugün çift katlı, birbirine kilitlenen ve tekerlekli sistemler aldı. Bazı alanlarda bu bariyerler üç kademeli şekilde yerleştiriliyor; ilk hat kalabalığı durduruyor, ikinci hat sokağı kapatıyor, üçüncü hat ise gözaltı otobüslerinin geçişini kolaylaştırıyor.

“Kapatma Teşkilatı ve Teçhizatı” 

Her sene biraz daha artan kamera kullanımı, sokakların tamamının kayıt altına alınmasına neden oldu. Bu ve buna benzer uygulamalar, yargının elindeki suç yaratma ‘imkanını’ çok daha geniş bir zaman diliminde kullanmasına yol açtı. Bunun en büyük göstergesi de eylemden yıllar sonra açılan soruşturma ve davalardı. Her sene yeni bir yasağa, yeni bir bariyer biçimi eşlik ediyordu; bu, yalnızca fiziksel değil, hukuki bir mimariydi. Bir eylemin aylar, hatta yıllar sonra ‘suç’a gerekçe olarak bir dosyada yeniden yer alması, katılanla izleyeni, yürüyenle kenarda bekleyeni ayırt etmeksizin herkesi kapsama alanına aldı. “İzinli–izinsiz” ifadeleri, fiili uygulamada Anayasa’daki haber vermeksizin toplanma hakkını daraltan bir idari dile dönüştü.

Yeni bir eylem pratiği

Feminist hareketin taktikleri de bu farklılaşmaya yanıt olarak şekillendi. İstanbul’da artık her yürüyüş birden çok planla örgütlenmeye başladı. Feminist hareket bu yeni tabloyu, tek planlı yürüyüşten çok planlı koreografiye geçerek okudu. Yürüyüşün kendisi artık sabit bir rota değil, bir dizi esnek hareket biçimi oldu.

Her yeni yasak veya gözaltı, bir sonraki senenin planına dahil edilidi. Yürüyüş bu anlamda yalnızca bir eylem değil, sürekli öğrenen bir organizma gibi. Sokak da canlı bir taktik arşivi. Amaç ise kolektif güvenliğin sınırlarını genişletmek. Herkesin dahil olabileceği bir eylem biçimi yaratmak hedeflendi.

Gözaltının rutinleşmesi ve direniş deneyimi

Gözaltı pratiği de yıllar içinde değişti. Ters kelepçe, ring araçlarında saatlerce bekletme, kelepçeyle doktor muayenesi gibi uygulamalar artık ‘rutin prosedür’ diye dayatılmaya başladı. Öte yandan gözaltı, yalnızca eylem sırasında değil, eylem dağılırken ya da dağılmaya çalışılırken devreye sokulan bir kontrol mekanizmasına dönüşmüş durumda. 

Gözaltında haklarını bilmek, birlikte direnmek ve belgelemek artık eylemin bir parçası haline geldi. Bu süreçte kadınlar, birbirlerinden öğrendiler. Bütün bunlar yıllar içinde ortak bir bilgi birikimi haline geldi. Artık bu bilgi yeni katılan genç kadınlara aktarılıyor. Böylece deneyim, kuşaklar arasında aktarılabilir bir direniş hafızasına dönüşüyor.

Feminist Gece Yürüyüşü’nde baskı bir istisna değil, yerleşik pratik. Ama bu sabit koşul, hareketsizliğe değil, yeniden kurulan bir kolektif öğrenmeye yol açtı. Her yıl, binlerce kadın ve lubunya aynı caddelere yürümek için yeniden plan yapıyor. Çünkü korkunun yerini paylaşılmış bilgi, yalnızlığın yerini dayanışma alıyor. Feminist hareketin yıllar içinde biriktirdiği bilgi, soyut bir ‘direniş ruhu’ndan çok, eylemin teknik ve duygusal anatomisi haline geldi. Gözaltının, ablukaların, yasakların ortasında doğan bu bilgi, bir kuşağın bir diğerine aktardığı eylem hafızasına dönüştü.

8 Mart

İstanbul