2022–2026:

Kitlesel gözaltı eşiği, yeni mekan taktikleri ve “aile siyaseti”

Fotoğraf: Hayri Tunç

2022’de, “Direniş” temasıyla düzenlenen İstanbul Onur Yürüyüşü tarihinde niceliksel olarak yeni bir eşiğe ulaştı. 20. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde 373 kişi gözaltına alındı. Bu sayı, önceki yıllarla karşılaştırıldığında belirgin bir sıçramayla karşılaştı: 2015–2021 arasında İstanbul Onur Yürüyüşleri’nde toplam gözaltı sayısı en az 103 civarındayken, yalnızca 2022 yazında Türkiye genelinde 45 gün içinde 582 kişi gözaltına alındı. Bu tablo, müdahalenin sistematik bir çerçeveye yerleştiğini gösteriyordu. 

İstanbul’da 2022 Onur Haftası etkinlikleri hem Beyoğlu hem Kadıköy kaymakamlıklarının yasak kararlarıyla sınırlandırıldı. Yürüyüş günü Taksim’e çıkan metro istasyonları kapatıldı, ana arterler ve ara sokaklar polis bariyerleriyle çevrildi. Buna rağmen farklı sokaklarda küçük gruplar halinde toplanmalar oldu; basın metinleri parçalı biçimde okundu. Cihangir civarında kısa süreli yürüyüşler mümkün oldu. Gözaltı işlemleri gece geç saatlere kadar sürdü.

Bu dönemin yarattığı duygusal ve fiziksel yükü Oğulcan Yediveren şöyle anlatıyor:

2022’deki gözaltılar yalnız yürüyüşe katılanlarla sınırlı kalmadı; çevrede bulunan kişilerin de gözaltına alındığı, çocukların ve açık kimliği ailesi tarafından bilinmeyen kişilerin süreçten etkilendiği bir tablo söz konusuydu. Yasak kararlarına karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulması talepleri reddedildi; başvurular Anayasa Mahkemesi önüne taşındı. İdarenin mahkeme önündeki savunmasında “küresel güçler ve şer odakları”na ilişkin vurgusu dikkat çekti. Bu hukuki mücadele sürerken, sahadaki uygulama değişmedi.

2022 Eylül’de düzenlenen “Büyük Aile Buluşması” adlı LGBTİ+ karşıtı etkinlik, Yesevi Alperenler Ocağı Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ne bağlı Fikirde Birlik ve Mücadele Platformu tarafından organize edildi. Etkinliğin çağrısında LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ haklarına yönelik savunuculuk faaliyetleri, aileyi ve çocukları tehdit eden bir “dayatma” ve “propaganda” olarak çerçevelendi; kamuoyu, aileyi ve gelecek nesilleri koruma söylemi etrafında etkinliğe katılmaya davet edildi. Çağrı videosu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından kendi internet sitesinde yayınlandı. 

2017 sonrasında artan baskılar, transların kamusal alandan dışlanması ve nefret politikaları nedeniyle Trans Onur Haftası bir süre düzenlenemedi. 2023’te altı yıl aradan sonra 9. Trans Onur Yürüyüşü düzenlendi. Polis, yürüyüş öncesinde Taksim ve çevresini bariyerlerle kapattı ve bölgeye erişimi kısıtladı. Bunun üzerine yürüyüş Şişli’nin ara sokaklarında yapıldı. Eylem sırasında polis müdahalesi sonucu biri çocuk olmak üzere çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar aynı gün serbest bırakıldı; gözaltı sürecinde darp ve ters kelepçe uygulamaları rapor edildi.

2023’te İstanbul’da yasak dili daha açık biçimde “aile” söylemiyle birleşti. İstanbul Valisi’nin sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Onur Yürüyüşleri “aile kurumunu tehdit eden” faaliyetler olarak tanımlandı, yürüyüşe izin verilmeyeceği duyuruldu. 21. İstanbul Onur Yürüyüşü teması “Dönüyoruz” oldu. Yürüyüş günü Beyoğlu Kaymakamlığı web sitesinden yasak kararını açıkladı, hareket bu kez Nişantaşı’nda toplandı. 113 kişi gözaltına alındı; aralarında çocuklar ve gazeteciler de vardı. Yabancı uyruklu bazı katılımcılar geri gönderme merkezlerine sevk edildi.

2024’te İstanbul’da yasak rejimi ve ablukalar devam etti. “Faili devlet” temasıyla düzenlenen 10. Trans Yürüyüşü sebebiyle Beyoğlu’nda yollar ve metro istasyonları kapatıldı, küçük gruplar halinde toplanmalar oldu. Komite, gözaltına alınan iki kişinin yolda yürürken, ve kafede kahve içerken ters kelepçeyle gözaltına alındığını belirtti. “Hatırlıyorum, hatırlıyor musun?” temasıyla düzenlenen 22. İstanbul Onur Yürüyüşü öncesi Valilik internet sitesinden trafiğe kapatılacak yolları duyurdu. 

Fotoğraf: Andaç Aydın Arıduru

Bu kez Komite’nin çağrısı Kadıköy–Bağdat Caddesi’ne kaydı. Kısa süreli bir yürüyüş yapıldı, ardından ara sokaklarda 11 kişi gözaltına alındı ve aynı gün serbest bırakıldı. 8 LGBTİ+ aktivist hakkında açılan dava beraat kararıyla sonuçlandı. 2024 yılına ilişkin ayrıntılı gözlemler için SPoD ve TİHV tarafından hazırlanan gözlem raporu ile Uluslararası Af Örgütü’nün basın açıklamasına başvurulabilir.

2025’te İstanbul Onur Haftası ve SPoD, 23. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü düzenlemek üzere toplantı ve gösteri yürüyüşleri için belirlenen alanlardan biri olan Yenikapı Miting Alanı için İstanbul Valiliği’ne başvurdu. Ancak Valilik, yürüyüşü “kamu güvenliği, genel ahlak, kamu düzeninin korunması ve terör olaylarının önlenmesi” gibi gerekçelerle uygun bulmadı. Ortaköy’de düzenlenen 23. İstanbul Onur Yürüyüşü temasını “Yaşamda Israr” olarak duyurdu. Polis kalkanlarıyla abluka altına alınan yürüyüşte polis sert müdahalelerde bulundu. Yürüyüş günü, İstanbul’un farklı noktalarında 50’den fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan bazı kişilere yurt dışına çıkış yasağı uygulandı, telefonlarına el konuldu ve bir kısmı geceyi nezarethanede geçirdi. Gözaltına alınanlar arasında kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığını belirtenler oldu. İlk kez bir yürüyüş sonrası üç kişi yaklaşık bir ay tutuklu kaldı. Yürüyüşten yalnızca günler sonra hazırlanan iddianameyle 53 kişi hakkında dava açıldı ve ilk duruşma 8 Ağustos 2025’te görüldü. İstanbul 12. İdare Mahkemesi, yedi ay sonra Onur Yürüyüşü’ne ilişkin yasak kararını oybirliğiyle iptal etti. Mahkeme, etkinliğin kamu düzeni, güvenlik veya genel ahlak açısından açık, somut ve yakın bir tehlike oluşturduğunun ortaya konulamadığını tespit etti. 11. Trans Onur Yürüyüşü öncesinde Acıbadem’de bir araya gelen aktivistlere polis müdahale etti, toplanan grup abluka altına alındı ve 3’ü çocuk 46 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların büyük bölümü geceyi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde geçirdi ve ertesi gün serbest bırakıldı. Beş kişi hakkında ise yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü içeren adli kontrol kararı verildi. “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla açılan davanın duruşmasında sanıklar, gözaltı sürecinde çıplak arama, cinsel şiddet ve kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade etti.

Fotoğraf: Ateş Alpar

2026’da, İstanbul Trans Onur Haftası’nın teması “Trans Tahayyül” olarak açıklandı. İstanbul Valiliği ile Beyoğlu ve Kadıköy kaymakamlıklarının yasak kararlarına rağmen 12. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü Fenerbahçe’de düzenlendi. Beyoğlu Kaymakamlığı, 21 Haziran’da ilçedeki tüm açık alanlarda toplantı ve gösterileri 24 saat süreyle yasakladı; Taksim Meydanı ve çevresinde kapsamlı güvenlik önlemleri ilan etti. Son ana kadar bir toplanma noktası paylaşmayan eylemciler bu sayede polis ablukasını aştı. Eylemde, “Sinmiyoruz! Varoluşumuz için özür dilemiyoruz! Yaşatmadığınız arkadaşlarımızın öfkesi ve yasıyla da kenetleniyoruz.” diyerek yaşam hakkı elinden alınan translar anıldı. 

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası da “Açığız, çünkü saklanmayı reddediyoruz. Saçığız, çünkü düzeninizin ahlakına sığmıyoruz. Açık saçığız, çünkü varoluşumuz sizin sınırlarınızı aşıyor, sizin sınırlarınızdan taşıyor.” diyerek 2026 temasını “AÇIK S’AÇIK” olarak duyurdu. 24. İstanbul Onur Yürüyüşü, yasak kararları ve ulaşım kısıtlamalarına rağmen Kadıköy’de yapıldı. Yürüyüş sırasında LGBTİ+’lar ve eylemi takip eden gazeteciler de dahil olmak üzere en az 65 kişi gözaltına alındı. Yürüyüş öncesinde Kadıköy ve Beyoğlu kaymakamlıkları eylem ve etkinlikleri yasaklarken, Taksim ve çevresi kapatıldı ve bazı toplu ulaşım hatlarının seferleri durduruldu. 

Fotoğraf: ÜniKuir

Son yıllarda mekân stratejisi belirgin biçimde değişti. Taksim’in uzun süredir fiilen kapalı olması, eylemlerin Harbiye, Nişantaşı, Kadıköy, Bağdat Caddesi, Ortaköy ve Acıbadem gibi kentin farklı noktalarına dağılmasıyla sonuçlandı. Bu değişim “kaçış” değil; ablukaya rağmen görünür olmanın, sokağı parçalı da olsa yeniden kurmanın bir yolu olarak tarif edilebilir. Ancak bu aynı zamanda, Es’in sözleriyle, “eşit olmayan bir kovalamaca”dır.

Bu dönem, LGBTİ+ karşıtı siyasetin “aile” başlığı altında kurumsallaştığı bir arka planla birlikte şekillendi. Büyük Aile Platformu mitingleri, Aileyi Güçlendirme Vizyon Belgesi ve “ailenin korunması” söylemi, kamusal alandaki yasak kararlarını ideolojik olarak destekleyen bir çerçeve üretti. Toplanma hakkına dönük müdahaleler giderek daha sık “genel ahlak”, “aile” ve “kamu düzeni” kavramlarıyla gerekçelendirildi.

2020’ler artık İstanbul’da Onur Yürüyüşü’nün yalnızca fiziksel olarak değil, hukuki ve ideolojik olarak da kuşatıldığı bir evreyi temsil ediyor. Bununla birlikte hareketin, yüksek gözaltı riski altında dahi mekan değiştirerek, süresini kısaltarak ve dağınık biçimlerde toplanarak sokağı terk etmemeye çalıştığı bir dönemle karşı karşıyayız. Kamusal alanın kapatılması Onur Yürüyüşü’nü ortadan kaldırmadı; hareketin mekansal taktiklerini, örgütlenme biçimlerini ve görünürlük stratejilerini dönüştürdü. Taksim’den kentin farklı noktalarına uzanan bu mücadele, kamusal alanda bulunma ve görünür olma ısrarının, değişen koşullara rağmen sürekliliğini gösteriyor.

*Bu içeriği hazırlarken Umut Rojda Yıldırım’ın Bir Varoluş Mücadelesi: Türkiye’de Onur Yürüyüşleri ve Barışçıl Toplanma Hakkı adlı politika belgesi metni referans alınmıştır.

DOSYALAR
İstanbul