2014–2016:

İlk polis engeli, ilk yasak ve taktiksel kırılma

Fotoğraf: @AycellGurel

2014 yılı, İstanbul Onur Yürüyüşü’nün kitlesel ölçekte ve görece müdahalesiz yapılabildiği son yıl olarak kayda geçti. 22. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın teması “Temas” olarak belirlendi, önceki yılın “Direniş” çerçevesinden, Gezi sonrasında kurulan toplumsal temas ve dayanışma ilişkilerine vurgu yapan bir söyleme geçildi. Yürüyüş öncesinde Valilik Taksim Meydanı’nın açılacağını belirtmiş olsa da, yürüyüş günü meydanın sivil polis kordonuna alınması nedeniyle Taksim’e fiili çıkış mümkün olmadı, yürüyüş Fransız Konsolosluğu önünden başladı ve İstiklal Caddesi boyunca ilerleyerek Tünel Meydanı’nda sona erdi. Metrelerce uzunluktaki gökkuşağı bayrağı caddeyi kapladı; yürüyüşe on binlerce kişi katıldı. Tünel Meydanı’ndaki basın açıklamasında, Gezi’yle büyüyen temas ve toplumsal birlikteliğe vurgu yapılırken, LGBTİ+’ların Anayasa ve ayrımcılık mevzuatında yok sayılmasına itiraz edilerek tanınmamanın nefret suçlarını teşvik eden bir zemin yarattığı ifade edildi.

2015 yılı, kamusal alandaki bu görünürlüğün polis müdahalesiyle engellendiği yıl oldu. “Normal” temasıyla düzenlenen yürüyüşün ana mesajı “Alışın, burdayız, gitmiyoruz!” oldu. Ramazan ayı gerekçe gösterilerek yürüyüş son dakikada yasaklandı, polis müdahale etti ve katılımcılar gözaltına alındı. Bu yılın kritik yanı yalnızca fiili şiddet değil; aynı zamanda hukuki/idari mekanizmaların baskıyı normalleştiren biçimde çalışmasıydı. Yürüyüşte taşınan “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartı nedeniyle 3 kişiye “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasıyla (TCK 216/3) dava açıldı. LGBTİ+ örgütlerinin polis şiddetiyle ilgili suç duyurularında ise valilik soruşturma izni vermedi. Aynı derneklerin dönemin İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve İstanbul İl Emniyet Müdürü hakkındaki suç duyurusu da aynı akıbete uğradı. Aynı yıl 6. Trans Onur Yürüyüşü “Bize bir yasa lazım” sloganlarıyla yürüyüşe başladı. 

Kaynak: bianet
Kaynak: T24

2015 Onur Yürüyüşü aynı zamanda 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasındaki şiddetli politik gerilim dönemine denk geldi. Kürt sorununda çözüm sürecinin sona ermesinin ardından bu dönemde özellikle Suruç ve Ankara saldırıları gibi olaylar kamusal alanlar açısından güvenlik söylemini belirgin biçimde öne çıkardı. Bu bağlam, LGBTİ+ etkinliklerine yönelik yasakların süreklilik kazanacağı bir dönemin de başlangıcıydı. 

2016’da Trans Onur ve İstanbul Onur Yürüyüşleri tamamen yasaklandı, bu yıl aynı zamanda “Dağılıyoruz” taktiğinin ortaya çıktığı yıl olarak kayda geçti. Yürüyüşten günler önce Müslüman Anadolu Gençliği ve Alperen Ocakları’na bağlı bazı sosyal medya hesaplarından yürüyüşü engellemeye dönük çağrılar yapıldı. Alperen Ocakları Vakfı İstanbul İl Başkanı’nın kamuoyuna yansıyan açıklamalarında yürüyüşün fiilen engelleneceğine dair ifadeler yer aldı. Bu gelişmelerin ardından İstanbul Valiliği 7. Trans Onur Yürüyüşü ile 14. İstanbul Onur Yürüyüşü’ne “katılımcıların ve vatandaşların güvenliği ile kamu düzeni” gerekçesiyle izin verilmeyeceğini açıkladı. Onur Haftası Komitesi, yasak kararına karşı yürütmeyi durdurma istemiyle idare mahkemesine başvurdu. Komite’nin Tünel Meydanı’nda basın açıklaması yapma talebi de, “ülke ve bölgede meydana gelen terör saldırıları, toplumda oluşan hassasiyet ve provokasyon riski” gerekçeleriyle 5442 sayılı İl İdaresi Kanun kapsamında reddedildi. Bu koşullar altında Komite, yasak ve müdahale ihtimali karşısında “Yürümüyoruz, Dağılıyoruz” çağrısında bulundu. Katılımcıların belirlenen saatte bulundukları yerlerde yaptıkları basın açıklamalarında, yasaklara rağmen örgütlü mücadelenin süreceği vurgulandı. Gün içinde gözaltına alınanlar oldu. Gözaltına alınan kişilerin tamamı hakkında dava açıldı, yargılanan 19 LGBTİ+ aktivistin tümü beraat etti. Trans Onur Yürüyüşü’nde de 13 kişi gözaltına alındı, gözaltının ardından haklarında dava açılan kişilerin tamamı beraat etti. Onur Haftası Komitesi’nin kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerinde, kitlesel yürüyüş yerine dağılma taktiğinin, doğrudan ve sert müdahaleleri sınırlamaya dönük bir tercih olduğu ifade edildi. Böylece 2016, İstanbul’da Onur ve Trans Onur etkinliklerinin idari yasaklarla engellendiği, güvenlik ve kamu düzeni söyleminin belirleyici olduğu bir yıl oldu. Aynı zamanda eylem repertuarında yürüyüş yerine kısa süreli açıklama ve dağılma stratejisinin benimsendiği bir kırılma anı olarak kayda geçti. Bu taktik, sonraki yıllarda yürüyüşün örgütlenme biçimini ve toplanma repertuarını belirledi; risk yönetimi ise örgütlenmeyi şekillendiren başlıca etkenlerden biri oldu. 

DOSYALAR
İstanbul