2011–2013:

Kitleselleşmenin zirvesi, çoğalan mekanlar ve Gezi eşiği

Fotoğraf: fotoAkbAbA

2011–2012 yılları boyunca İstanbul Onur Yürüyüşü’nün katılımı 15–20 binlere kadar çıktı; yürüyüş İstiklal Caddesi’ne sığmaz hale geldi. 2012’de “Bellek” teması, hem hareketin kendi tarihine bakma ihtiyacını hem de kamusal alandaki yerinin kalıcılığını simgeliyordu. Yürüyüş artık yalnızca “LGBTİ+’ların buluşması” değil, kamusal temasın genişlediği, sloganların ve taleplerin çeşitlendiği, doğrudan siyasal savunuculukla ilişkilenen bir eylem alanıydı. LISTAG’ın alandaki görünürlüğü de bu genişlemenin simgesel bileşenlerinden biriydi. 

Bu genişleme yalnızca İstanbul merkezli değildi: 2011’den itibaren ODTÜ’de öğrencilerin kampüs içinde Onur Yürüyüşü örgütlemesi, üniversitelerin hareketin yeni mekanlarından biri haline geldiğini gösteren önemli bir işaretti.

Trans Onur Yürüyüşü, 2011–2012’de daha belirgin bir içerik kazandı: 2011’de “trans cinayetlerini durdurun” vurgusu öne çıkarken, 2012’de alanda karşıt grupların görünmesi ve polis bariyeri gibi unsurlar, transların kamusal alandaki görünürlüğünün yalnızca bir temsil meselesi değil; doğrudan güvenlik, şiddet ve nefret siyasetleriyle kesişen bir mücadele alanı olduğunu tekrar hatırlattı. Bu yıllarda Avcılar’daki trans kadınlara yönelik saldırılar, ev mühürlemeleri ve nefret cinayetleri gibi örnekler, hareketin gündeminde yaşam hakkı ve güvenlik başlığının ağırlığını artırdı.

2012’de LGBTİ+ örgütleri anayasa tartışmalarına aktif olarak dahil oldu, Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesi talebiyle çeşitli siyasal temaslar yürüttü. Bu talebin 10. Onur Yürüyüşü’nde dile getirilmesi, kitlesel eylem alanında, kurumsal/siyasal savunuculuğun daha görünürleştiği bir döneme de işaret ediyordu.

2012 Onur Yürüyüşü (Fotoğraf: fotoAkbAbA)

2013 yılı, hem toplumsal muhalefetin geneli hem de LGBTİ+ hareketi açısından belirgin bir dönüm noktasıydı. Gezi Direnişi sürecinde farklı hareketlerin ortak bir protesto zemini kurması, LGBTİ+’ların da “blok” biçiminde örgütlenerek görünürlük kazanması ve eylemlilik biçimlerinde öne çıkması; Onur Haftası’na taşınan ittifakların ve ifade repertuarının genişlemesine doğrudan etki etti. 2013’ün Onur Haftası teması tam da bu yüzden “Direniş”ti. 2013’teki yürüyüş, yalnızca katılımın artmasıyla değil; Gezi’nin ironi, mizah ve dayanışma dilinin eylem pratiğine yansımasıyla da tarif edilir. Aynı yıl Trans Onur Yürüyüşü’nün birkaç bin kişi ölçeğine ulaşması ve yapılan basın açıklamasında yer alan “Üzgünüz özgürlüğün tadını aldık. Umudumuzdan vazgeçmiyoruz”  ifadesi, Gezi sonrasında güçlenen özgürlük talebinin ve mücadele kararlılığının trans hareket içindeki karşılığını da ortaya koyuyordu.

2013 Onur Yürüyüşü (Fotoğraf: Serra Akcan)

LGBTİ+ hareketinin 1 Mayıs’a katılımıyla görünürlük kazanmaya başlayan hareketler arası ilişkiler ve dayanışma, 2003’teki ilk Onur Yürüyüşü etrafında daha da güçlendi. Bu ilişkiler, LGBTİ+ hareketinin farklı mücadele alanlarını yalnızca kamusal görünürlük imkanları olarak değil; emek, barış, toplumsal cinsiyet ve ayrımcılık gibi meseleleri kendi mücadelesinin bileşenleri olarak gören kesişimsel siyasetinin de bir parçasıydı. Yıllar içinde biriken bu ilişkiler ve dayanışma 2013 sonrasında daha da derinleşti; LGBTİ+ hareketinin feminist, ekolojik, antimilitarist ve Kürt hareketiyle bağları sıkılaşırken siyasal partilerle temasları yoğunlaştı ve yerel düzeyde sağlık hizmetleri gibi somut hizmet ve kurumsallaşma örnekleri gündeme gelebildi. Bu dönem, hareketin kamusal görünürlüğünün, toplumsal destek kapasitesinin ve farklı toplumsal kesimlerle kurduğu ittifakların güçlü olduğu yıllardı. Aynı zamanda bu yükseliş, artan görünürlükle birlikte baskı ve hedef göstermenin de yoğunlaştığı bir dönemdi. Böylece, devletin sonraki yıllarda uygulayacağı yasak rejiminin de zemini hazırlanıyordu. 


DOSYALAR
İstanbul