Yasakların rutinleşmesi, hukuki mücadele ve Ankara etkisi

2017’den itibaren yasaklar “istisna” olmaktan çıktı, “rutin” hale geldi. 2017, İstanbul Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü açısından olağanüstü hal (OHAL) koşulları altında düzenlenen ilk yıldı. Mayıs’ta İTÜ’deki LGBTİ+ öğrenci topluluklarının düzenlemek istediği yürüyüşün yasaklandığı duyuruldu. 2015’te sorunsuz yapılan etkinlik, 2016’da “güvenlik” gerekçesiyle engellendi, 2017’de ise gerekçe OHAL’di. Böylece kampüslerden kent merkezine uzanan bir yasak hattı oluşmaya başladı. 25. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın teması “Aramızda Ne Var?” olarak duyuruldu. Haftanın başında Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican, kamuoyuna yansıyan açıklamalarında yürüyüşe izin verilmesi halinde yürüyüşü kendilerinin engelleyeceğini belirtti. Bu tür açıklamalar, önceki yıl olduğu gibi yürüyüş öncesi gerilimi artırdı. Karşıt grupların tehditleri ile idari yasak kararları birbirini besledi. Yürüyüşten bir gün önce İstanbul Valiliği, Taksim Meydanı’nın valilikçe ilan edilen toplantı ve gösteri alanları arasında bulunmadığını ve usulüne uygun başvuru yapılmadığını belirterek yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıkladı. Valilik, 20 gün önce tarih ve yer bildirimi yapan Komite’nin görüşme taleplerine de yanıt vermedi. Yasak kararıyla birlikte, yürüyüş günü sabah saatlerinden itibaren İstiklal Caddesi kapatıldı. Aynı yıl Ankara’da ilan edilen süresiz etkinlik yasağı, İstanbul’daki yasak dilini de besleyen bir atmosfer yarattı. Fiilen yapılmasına izin verilmeyen İstanbul Onur Yürüyüşü, polis müdahalesi ve gözaltılarla karşılaştı. Komite, 2016’da geliştirdiği “bulunduğun yerde açıklama yap” çağrısını yineledi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde ve farklı noktalarda basın açıklamaları yapıldı. Gün içinde 29 kişinin gözaltına alındığı bildirildi; ters kelepçe uygulamaları kamuoyuna yansıdı. Gözaltına alınanlara hukuki destek sunan dört avukat da gözaltına alındı. 

Yasak pratiği Trans Onur Yürüyüşü için de devam ediyordu. Yürüyüşten bir gün önce Valilik, 8. Trans Onur Yürüyüşü’nü yasakladığını ve bazı yolların trafiğe kapatılacağını açıkladı. 2 Temmuz’da yasağa rağmen bir araya gelen katılımcılar, Osmanbey metro çıkışında basın açıklamasını okudu, ardından farklı noktalarda kısa süreli açıklamalar yapıldı. Harbiye’den yürüyüşe geçmek isteyen grup polis engeliyle karşılaştı; Dolapdere’de yedi kişi gözaltına alındı ve aynı gün serbest bırakıldı. 2017’den sonra Trans Onur Yürüyüşü’ne artan baskılardan dolayı 6 yıl ara verildi. 

Yasaklar idari gerekçeler, OHAL koşulları ve güvenlik söylemiyle sistematik hale geldi. Baskı fiili olmaktan çıkıp kurumsal bir idari rejime dönüştü. Yürüyüş pratiği büyük ölçüde fiilen engellenirken, açıklama ve dağılma stratejisi kalıcılaştı. 

2018 yılı, Onur Yürüyüşlerinin Ankara’daki süresiz etkinlik yasağının gölgesinde yapıldığı bir yıl olarak öne çıktı. Ankara Valiliği’nin Kasım 2017’de ilan ettiği süresiz LGBTİ+ etkinlik yasağı, yalnızca başkentle sınırlı kalmadı, diğer şehirlerdeki idari kararların da çerçevesini oluşturdu. 11 Mayıs’ta ODTÜ LGBTİ+ Dayanışma Topluluğu’nun sekizincisini düzenlemeyi planladığı kampüs içi Onur Yürüyüşü Rektörlük tarafından il genelindeki etkinlik yasağıyla gerekçelendirilerek yasaklandı. Buna rağmen öğrenciler yürüyüşü “Yasakları Yasakla” temasıyla düzenledi. 

İstanbul’da ise yasak pratiği devam etti. Önceki yıllarda Ramazan ayı gerekçe gösterilerek yürütülen tartışmaların önünü almak amacıyla 16. İstanbul Onur Yürüyüşü’nün tarihi Ramazan sonrasına, 1 Temmuz’a alındı. Buna rağmen İstanbul Valiliği 29 Haziran’da yürüyüşü “oluşabilecek muhtemel olumsuzluklar” gerekçesiyle yasakladı. 1 Temmuz günü Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’ne çıkan yollar erken saatlerden itibaren kapatıldı; geniş güvenlik önlemleri alındı. Yapılan müzakereler sonucunda yalnızca Mis Sokak’ta basın açıklamasına izin verildi. İstiklal’e yürümek isteyen gruba biber gazı ve plastik mermiyle müdahale edildi; 11 kişi gözaltına alındı. Yürüyüş, toplumsal hassasiyetler gözetilerek tarihin ötelenmesinin yasak pratiğini değiştirmediğini; yasakların tekrar eden idari bir uygulama olduğunu gösterdi. Katılımcılar, fiili yürüyüş yerine bulundukları noktalarda basın metnini okuyarak ve sosyal medya aracılığıyla içerikleri yaygınlaştırarak etkinliği sürdürdü. Açıklamada, valilik yasaklarının politik ve varoluşa yönelik olduğu vurgulandı; anayasal eşitlik, yaşam hakkı ve kamusal görünürlük talepleri öne çıktı. Davada dört kişi beraat ederken, bir kişi kamu görevlisine direnme suçlamasıyla beş ay, bir diğer kişi ise trafik güvenliğini tehlikeye soktuğu gerekçesiyle iki ay 15 gün hapis cezası aldı.

2019 yılı, İstanbul açısından yasak pratiğinin daha açık ve kurumsal bir biçim aldığı bir yıl olarak öne çıktı. 27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi 24–30 Haziran tarihleri arasındaki programını “Ekonomi Ne Ayol?” temasıyla açıkladı. Ancak yürüyüş öncesinde yapılan görüşmelerde, İstanbul Vali Yardımcılığı tarafından Taksim’de hiçbir gösteriye izin verilmediği belirtildi. Komite’nin aktardığına göre yasak yalnızca Taksim Meydanı ile sınırlı değildi; İstanbul’daki tüm açık alan etkinliklerini kapsayan geniş bir çerçeveye sahipti ve LGBTİ+’lar “toplumsal tereddütlü grup” olarak değerlendiriliyordu.

Bu yıl önceki yıllardan farklı olarak Komite ilk kez resmi başvuru yaptı. Taksim’in yürüyüş ve miting alanları arasında sayılmadığı gerekçesiyle Bakırköy miting alanı için dilekçe verildi. Ancak Valilik Bakırköy’de planlanan yürüyüşü de yasakladı. Bunun üzerine Komite yeniden Taksim’e çağrı yaptı ve #HerYürüyüşümüzOnurYürüyüşü etiketiyle duyurusunu çıktı.

30 Haziran’daki İstanbul Onur Yürüyüşü öncesi İstiklal Caddesi’ne çıkan sokaklar kapatıldı, caddeye girişlerde kimlik kontrolleri yapıldı. Komite’nin “Mis Sokak’tan ayrılıyoruz ve Taksim’de her sokağa dağılıyoruz” çağrısıyla katılımcılar bulundukları yerlerde basın açıklamasını okudu. Polis müdahalesi sırasında biber gazı, kalkan ve köpek kullanıldığı, en az 5 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

2019’un dikkat çeken yönlerinden biri, idari yasak kararlarının sistematikleşmesine karşı hukuki mücadelenin daha görünür hale gelmesiydi. Aynı yıl, Ankara’daki 2017 tarihli OHAL kaynaklı süresiz LGBTİ+ etkinlik yasağı Kaos GL Derneği’nin hukuki girişimleri sonucu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla kaldırıldı. İstanbul’da bu yılki yasaklama kararına karşı SPoD’un Onur Haftası Komitesi ile açtığı yürütmeyi durdurma talepli davanın Bölge İdare Mahkemesi’nde iptal kararıyla sonuçlanması ise 2020 Ekim ayını buldu. 

2019’da yasaklama yalnızca yürüyüşle sınırlı kalmadı. Heybeliada’da üçüncüsü yapılması planlanan Queer Olympix’e getirilen yasak “kamu düzeni” ve “genel ahlak” gerekçelerinin spor ve kültürel etkinlikler dahil olmak üzere geniş bir alana uygulanabileceğini ortaya koyuyordu. Bu yasağa karşı açılan iptal davası da mahkemenin yasaklama işlemini hukuka uygun bulmaması ile sonuçlandı.  Böylece 2019, İstanbul’da Onur Yürüyüşü ve Onur Haftası etkinliklerinin yalnızca mekansal olarak değil, hukuki ve idari düzeyde de daha geniş bir yasak rejiminin konusu haline geldiği; buna karşılık, LGBTİ+ örgütlerinin de resmi başvuru, dava ve itiraz mekanizmalarını daha kuvvetli biçimde devreye soktuğu bir yıl olarak öne çıktı.

#DarAlan video serisinin ilki Türkiye’de Onur Yürüyüşünün 2013’ten bugüne seyrini aktarıyor. 2013-2019 Onur Yürüyüşlerini tek bir kurguda gösteren video bir yandan yaşadığımız daralmayı iliklerimize kadar hissettirirken, bir yandan da ‘her şey yok olsa da LGBTİ+ hareketinin yok olmayacağını’ müjdeliyor.

DOSYALAR
İstanbul